• 03125036369
  • drpinarkocyigit@gmail.com

Category ArchiveMAKALE

SAĞLIKLI ZAYIFLAMA

Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık problemlerinden biri olan şişmanlık, yiyeceklerden alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması sonucu oluşur. Vücut, besinlerle aldığı enerji fazlasını yakamadığında bunu vücudun belirli bölgelerinde yağ olarak depolamaya başlar. Son yıllarda doğal besin tüketiminin azalması, günlük iş temposu içinde yemek yemeğe gereken zamanın ayrılamaması nedeniyle fast food tüketiminin artması, fiziksel aktivitenin azalması şişmanlığın artışını etkileyen başlıca nedenler arasında yer alır. Vücutta yağ miktarının artması birçok kronik rahatsızlığın da temelini oluşturur. İnsülin direnci, kalp ve damar hastalıkları, tip2 diyabet, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği, safra kesesi ve karaciğer hastalıkları, uyku apnesi, böbrek hastalıkları, kas ve iskelet sistemi bozuklukları vücut yağ kitlesi arttığında görülen komplikasyonların başında yer alır. Bu yüzden kilo vermek isteyen kişilerin en çok merak ettiği konulardan biri sağlıklı olarak nasıl zayıflarım sorusudur.

Unutulmamalıdır; Yiyeceklerimiz ilaçlarımızdır, Yemeğinizi İlaç gibi yemeliyiz aksi halde ilacı yemek yerine yemek zorunda kalacağımız hastalıklarımız olabilir.

Sağlıklı zayıflama nedir?

Vücudun ihtiyaç duyduğu protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral gibi besinlerin yeterli ve dengeli miktarlarda alınarak fiziksel yapıda herhangi bir bozukluk oluşmadan kilo verilmesine sağlıklı zayıflama denir. Kişinin yaşına, cinsiyetine, sosyo ekonomik yapısına ve beslenme alışkanlıklarına göre özel olarak hazırlanan zayıflama diyetlerine ek olarak uygulanan egzersiz programları en etkili kilo verme yöntemidir. Diyet programlarında en sık karşılaşılan sorunlardan biri de kişinin hızlı bir şekilde kilo vermek istiyorum cümlesidir. Hızlı kilo verme yöntemi olarak önerilen şok diyetler, tek gıda diyetleri, yüksek proteinli ve düşük karbonhidratlı diyetler vücudun enerji dengesinde hasar yaratarak metabolizmanın yavaşlamasına ve ayrıca geri dönüşü olmayan rahatsızlıkların oluşmasına neden olabilir. Zaman zaman ortaya çıkan zayıflama trendleri vücudun uzun süre aç kalmasını sağlayarak başta mide olmak üzere karaciğer, bağırsak, böbrek ve tiroid hormonları üzerinde olumsuz etkiye sebep olabilir. Çok düşük kalorili diyetler yerine sağlıklı beslenme alışkanlıklarını günlük yaşantınızın bir rutini haline getirmek hem yaşam kalitenizi arttırır hem de olası hastalık risklerine karşı vücudunuzun daha dirençli hale gelmesini sağlar.

Hızlı Zayıflama

Çok zarar verici olabilir, böyle birşey planlamamak gerekir, zaten hızlı giden hızlı gelir, yaşam tarzı esas olmalıdır.

Zayıflama İlaçları

İlaçla zayıflama olmaz, hekiminizin bilgisi dışında böyle bir yöntem uygulama vs. doğru değildir.

Bazı Özel Besinlerle Zayıflama

Size çikolatalı pastalar vs. güzel yiyeceklerle zayıflatacağını söyleyenlere inanmayın, bu şekilde zayıflaymak sağlığınızdan edebilir.

Sağlıklı zayıflama yöntemleri

Kilo verme yöntemleri için ilk basamak

sağlıklı beslenme ve

ikinci basamak ise düzenli fiziksel aktivite, Power Plate ile gün aşırı yada 3 günde bir egzersiz alışkanlığı

üçüncüsü; Akupunktur, soğuk lipoliz, G masajı ve diğer zayıflama yöntemleridir.

Günlük hayatınızda uygulayabileceğiniz birkaç küçük değişiklik ile kas kütlenizi arttırabilir ve metabolizmanızı hızlandırabilirsiniz. Beslenme programınızda oluşabilecek ufak tefek aksaklıkları göz ardı etmenizi sağlayan düzenli fiziksel aktivite ile aynı zamanda kendiniz çok daha zinde hissedersiniz. Vücudunuza aşırı yüklenmeden gün içinde yapacağınız 45 dakika ya da 1 saatlik yürüyüş, yüzme, plates, aerobik, yoga gibi fiziksel aktiviteler ideal kilonuza ulaşmanızı kolaylaştırır.

Ayrıca düzenli olarak yapılan egzersizler, vücudunuzun şekillenmesine yardımcı olarak çok daha fit bir görünüme sahip olmanızı destekler. Basen, kalça, göbek, sırt gibi bölgelerde biriken yağların eritilmesinde etkin olan düzenli egzersiz sizi kalp hastalıkları, diyabet ve tansiyon gibi hastalıklara karşı da korur. Göbek eritme egzersizleri ile vücudun en dirençli bölgesindeki yağlardan kurtulabilirsiniz. Güne bol protein içeren yumurta, peynir, tahıllı ekmek, domates, salatalık, maydanoz içeren bir kahvaltı ile başlamak ve gün boyu en az 2 litre su tüketmek sağlıklı kilo vermenin yolları arasındadır.

Sağlıklı bir şekilde nasıl kilo verilir?

Kilo vermek isteyen birey öncelikli olarak kendine ulaşılabilir bir HEDEF belirlemelidir.. Bu HEDEF bazen öğlen yemeğinde ne yapacağının önceden planlanması ve buna uyulması şeklinde olmalıdır. Önceden planlanmayan beslenme şekilleri zayıflamanın önündeki en büyük ENGELDİR. Günlük hayatında kişiyi zorlayacak yanlış bir beslenme programı sürdürülebilir olmayacağından dolayı diyeti bırakmasına yol açar. Kişinin doğru beslenme alışkanlıkları kazanmasını sağlayan HAZIRLAYACAĞIMIZ KİŞİYE ÖZEL DİYET ve gerçekçi hedefler sağlıklı zayıflamanın yolları arasındadır. Kızartma ve aşırı yağlı gıdalardan kaçınarak haşlama ya da ızgara tarzı yemeklerin seçilmesi, hamur tatlıları yerine sütlü tatlıların tercih edilmesi sağlıklı beslenmeye atılan ilk adımlardır. Bunlar hepimiizn bildiği ama ya uygulamadığı ya da uygulayamadığı konulardır. Kahvaltı, öğle ve akşam ana öğünlerinin düzenliliği ve öğün arasında meyve, ceviz, badem gibi sağlıklı atıştırmalıkların bulunması vücudun aşırı kalori almasını önler. HEDEFLERİMİZ, YANLIŞ YAPTIĞIMZII BİLDİĞİMİZ ALIŞAKNLIKALRIMIZI ancak iyi bir takip ile aşabiliriz. Bunun için iyi bir uzman takibi gerekir, uzmanınız sizi herşeyden kısıtlayacak kişi değildir, planınızı, organizasyonunuzu yapıp uymanızı sağlayacak ve sizi başarıya götürecek profosyoneldir.

Hazır meyve suyu, asitli içecekler yerine taze meyve ve bitki çayları tüketimi hem vücutta oluşan ödemin atılmasını sağlar hem de toksin madde birikimini engelleyerek yağ yakımını arttırır. Yemeklere baharat eklemek, beyaz ekmek yerine tam buğday, çavdar ya da kepekli ekmek kullanmak ve her öğünde salata tüketmek bağırsakların çalışmasını da düzenleyerek kilo vermeyi önleyen bağırsak problemlerinin de önüne geçer.

Yeterli ve dengeli beslenerek sağlıklı zayıflama yöntemleri için mutlaka bir uzmandan yardım alınması gerekir.


OZON TEDAVİSİ

Son yıllarda hastalıkların tedavisinde rutin yöntemlere yardımcı olarak tercih edilen ozon terapisi, oksijenin ‌triatomik ve kararsız bir formu olan ozon kullanılarak uygulanır. Oksijen terapisi olarak da adlandırılan bu tedavi; deri hastalıklarından enfeksiyon hastalıklarına kadar birçok durumda hekimlerin önerileri doğrultusunda tedavi sürecinin önemli bir kısmını oluşturabilir.

Ozon tedavisi nedir?

Oksijenli solunum yapan tüm canlılar için oksijen, hayati bir önem taşır. Oksijen, tıpta tedavi amacıyla iki farklı yöntemle kullanılabilir. Bunlardan ilki olan ‌normobarik oksijen, özellikle hastane kliniklerinde solunum güçlüğünün yaşandığı akut durumlar veya ‌KOAH (Kronik ‌Obstrüktif Akciğer Hastalığı) hastası bireylerde kullanılan oksijen tedavisidir. İkincisi, yani ‌hiperbarik oksijen ise atmosferden çok daha yüksek bir basınç altında ve yüzde yüz oranında oksijen içeren ortamlarda uygulanan tedavi yöntemidir. Normalde havada yaklaşık olarak %21 oranında oksijen bulunur. Ozon terapisi esnasında yüksek basınç altında yüzde yüze kadar çıkarılan oksijen oranı sayesinde plazma içerisinde çözünen oksijen miktarı arttığından çevre dokulara ulaşan oksijen de artar. Bu sayede damar hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığın tedavisi mümkün hale gelir.

Ozon tedavisi hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?

Oksijen terapisi veya diğer adı ile ozon tedavisi, birçok hastalıkta yardımcı tedavi yöntemi olarak sıklıkla tercih edilmektedir. Bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir:

Dolaşım Bozuklukları

Ozon tedavisinin en sık kullanıldığı hastalık, dolaşım bozukluklarıdır. Özellikle diyabet hastası bireylerde görülen ayak bölgesinde uyuşma, karıncalanma, üşüme ve ağrı gibi rahatsız edici sorunlar hastalığın yol açtığı dolaşım bozukluğundan kaynaklanır. Bu hastalarda dolaşım bozukluğunun yol açtığı etkiler ‌hiperbarik oksijen tedavisi ile büyük oranda önlenebilmektedir.

Kanser

Kanser hastalarında tamamlayıcı tedavi olarak tercih edilebilen yöntemlerden bir tanesi ozon tedavisidir. Bağışıklık sisteminin ‌aktivasyonunu artıran ve kanserle savaşan hücrelerin üretimini destekleyen oksijen terapisi, vücudun genel direncine olumlu yönde katkı sağlayarak kanser tedavisine yardımcı olur. Aynı zamanda zindelik vermesi sebebiyle kemoterapinin olumsuz etkilerinin azaltılmasında da önemli rol oynar.

Göz Hastalıkları

Özellikle yaşlılığa bağlı olarak damarların yapısında meydana gelen bozulmalar sonucu optik sinirler ve retinada hasarlar oluşur, bu da göz hastalıklarına sebebiyet verir. Bu gibi durumlarda uygulanan ozon tedavisi, dolaşımdaki aksaklıkların önüne geçilmesine yardımcı olur. Tedavinin hastalığın gerilemesini sağlayıp sağlamadığı konusundaki çalışmalar yetersiz kalsa da, göz hastalıklarının ilerleyişini önemli ölçüde önlediği bilimsel araştırmalarla desteklenmektedir.

Bakteri ve Mantar Enfeksiyonları

Mantar ve bakterilerin üremesini engelleyici özelliği sebebiyle uzun süredir suların arıtılmasında kullanılan ozon, bu ajanların sebep olduğu hastalıkların tedavisinde de başarıyla uygulanmaktadır. Özellikle ayak bölgesinde oluşan mantar hastalığında oksijen tedavisi uygulanarak inatçı enfeksiyonların önüne geçilmesi mümkün olabilmektedir.

Yukarıda belirtilen hastalıkların haricinde oksijen terapisi; romatizma, artrit, yatak yaraları, kolit ve ‌proktitis gibi bağırsak enfeksiyonları, vurgun, ‌herpes ‌simplex ve ‌herpes ‌zoster virüslerinin sebep olduğu hastalıklar ve karaciğer ‌enflamasyonları gibi birçok hastalığın tedavisinde tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Ayrıca ‌anti-aging olarak da bilinen yaşlanma karşıtı bazı terapilerde de ozondan yararlanmak mümkündür.

Ozon tedavisinin faydaları ve zararları nelerdir?

Ozon tedavisi, dokulara ulaşan oksijen miktarının büyük ölçüde arttırılmasını sağlaması sebebiyle tıbbın birçok farklı alanında tercih edilmektedir. Hekimin önerileri doğrultusunda uygulandığı takdirde rutin tıbbi tedavinin sonuçlarına herhangi bir etkisinin bulunmaması bu tedavi yönteminin en büyük artılarından bir tanesidir. Medikal ozon, uygun şekilde uygulandığı takdirde etkili, pratik, hızlı, tamamen güvenli ve ucuz bir tedavi türüdür.

Ozon terapisi uygulamasının yapıldığı ortamlarda oksijenin yanıcı bir element olduğu göz önünde bulundurularak gerekli önlemler alınmalıdır. Tedavinin en önemli riski ‌hipoventilasyon, yani akciğerlerde temiz hava ile kirli hava değişiminin yeterli oranda yapılamaması durumuna bağlı olarak plazma karbondioksit oranının artmasıdır. Bu durumun önüne geçmek için özellikle akciğer hastalığı bulunan bireylerde doz ayarlaması iyi yapılmalıdır. Ozon tedavisinin sınırlı sayıda bireyde görülen yan etkilerinden birkaçı ise basınca bağlı olarak orta kulakta travma oluşumu, görme bozukluğu, kapalı ortamda yapılan tedavi nedeniyle klostrofobi (kapalı alan fobisi) sorununun ortaya çıkması ve nefes alırken ağrı oluşumudur.

Sonuç olarak oksijen terapisi, alanında uzman hekimlerce kurallara uygun olarak uygulandığı takdirde birçok hastalığın tedavisinde başarı oranını arttıran, yan etkileri oldukça sınırlı olan ve tüm yaş gruplarında güvenle uygulanabilen yenilikçi bir tedavi yöntemidir.

DİZ, EKLEM AĞRISI- PEREPE- KENDİ KANINIZDAN



PRP ya da trombosit bakımından zengin plazma tedavisi, kişinin kendisinden alınan kanın çeşitli işlemlerden geçirilerek vücutta tedavisi planlanan dokulara enjeksiyonu şeklinde uygulanan tedavi yöntemidir. Saç dökülmesi ve cilt gençleştirme gibi estetik sorunlara yönelik yapılabileceği gibi yaralı tendonların, bağların, kasların ve eklemlerin iyileşmesini hızlandırmak için de kullanır.

PRP nedir?

PRP, İngilizcede ‘Platelet Rich Plasma’ ifadesindeki kelimelerin baş harflerinden oluşan ve kişinin kendi kanından elde edilen maddenin enjeksiyonu ile yapılan tedavi şeklidir. Enjekte edilen madde platelet bakımından zenginleştirilmiş plazmadır. Plazma, kanın pıhtılaşmasına yardımcı olan ve platelet adı verilen özel hücreler veya başka faktör ve proteinler içeren bir kan bileşenidir. Plazma ayrıca hücre büyümesini destekleyen çeşitli proteinler de içerir. Araştırmacılar, plazmayı kandan izole ederek ve konsantre ederek platelet hücreleri bakımından daha zengin bir plazma olan PRP adlı kan bileşenini elde etmiştir.

PRP’nin zarar görmüş dokulara enjekte edilmesi vücutta yeni, sağlıklı hücrelerin büyümesini teşvik eder. PRP’nin hasarlı dokudaki iyileşmeyi desteklediği de düşünülür. Doku büyüme faktörleri, hazırlanan konsantre enjeksiyon maddesinde daha yoğun olduğu için, vücut dokularındaki iyileşme hızlanır.

PRP tedavisi nasıl yapılır?

Tamamlanması yaklaşık 30-40 dakika süren PRP terapisi, hastanın kanının bir tüpte toplanmasıyla başlar. Trombosit bakımından zengin plazma, tam kanın diğer bileşenlerinden santrifüj yöntemi ile ayrılarak kullanılır. Çünkü trombositler, yaralı dokuları onarmak için gerekli olan büyüme faktörleri için doğal bir rezervuar görevi görür. Trombositlerin salgıladığı büyüme faktörleri, kolajen üretimini ve tendon kök hücrelerinde gen ve protein ekspresyonunu artırarak doku iyileşmesini uyarır. Bu büyüme faktörleri ayrıca kan akımını hızlandırır ve kıkırdakların daha sert ve esnek hale gelmesini sağlar.

PRP enjeksiyonları farklı şekillerde yapılabilir. Örneğin saç dökülmesi için kafa derisine enjeksiyon yapılmadan önce gerekli görülürse lokal bir uyuşturucu solüsyonu olan lidokain uygulanır. Bunun için tedavi seansına biraz erken gelinmesi gerekebilir. Genellikle enjeksiyona bağlı ağrıyı azaltmak için PRP ile bir lokal anestezik ilaç karıştırılır. Bazen cerrahi işlemle birlikte PRP enjeksiyonu yapılabilir.

PRP nasıl uygulanır?

PRP enjeksiyonları bu alanda eğitim almış uzman doktorlar tarafından uygulanır. İşlem birbirini takip eden çeşitli basamaklarda gerçekleştirilir. PRP uygulaması sırasında izlenen yol şu şekildedir;

Öncelikle enjekte edilecek PRP’yi hazırlamak için sağlık uzmanı tarafından hastadan bir miktar kan alınır. Alınan kan miktarı PRP’nin nereye enjekte edileceğine bağlıdır. Örneğin, saç dökülmesine yönelik kafa derisine yapılacak enjeksiyon için alınan kan miktarı yaklaşık olarak 20 mililitredir.

Steril şartlarda tüp içine alınan kan örneği bir santrifüj cihazına yerleştirilir. Santrifüj cihazı, çok hızlı bir şekilde dönen ve kan bileşenlerinin ayrışmasını sağlayan bir makinedir. Ayırma işlemi yaklaşık 15 dakika sürer. Bu işlem trombositleri diğer kan bileşenlerinden ayırır.

Daha sonra bileşenlerine ayrılmış plazma etkilenen bölgeye enjeksiyon için hazır hale getirilir. İşlemle konsantre trombosit içeren plazma elde edilir.

Tendon gibi enjeksiyon yapılması planlanan alanları belirlemek için ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır.

Enjeksiyon alanı belirlendikten sonra hazırlanan PRP etkilenen bölgeye enjekte edilir.

Enjeksiyon, normal kandan 5 ila 10 kat daha fazla miktarda trombosit konsantrasyonu içerdiğinden PRP’nin iyileşmeye hızlandırıcı yönde etki ettiği düşünülür. Kanın alınmasından işlemin tamamlanmasına kadar geçen süre genellikle yarım saat gibi bir zaman dilimi kapsar.

PRP neden uygulanır?

PRP iyileşmeyi hızlandırmak ve iltihaplanmayı azaltmak için kullanılır. Saç büyümesini teşvik etme, cilt gençleştirme, yumuşak doku iyileşmesini hızlandırma gibi çeşitli nedenlerden dolayı trombosit bakımından zengin plazma terapisi veya PRP enjeksiyonları kullanılabilir. Trombosit aktivasyonu, vücudun doğal iyileşme sürecinde önemli bir rol oynar ve PRP ile bol miktarda trombosit hedef bölgeye enjekte edilir.

Kişinin kendi kanından elde edilen maddeyle uygulandığından ciddi yan etkilere neden olmaması PRP’nin uygulanabilirliğini artırır. Bununla birlikte yapılan bilimsel araştırmalara göre, henüz yeni bir tedavi yöntemi olması nedeniyle, PRP’nin sağladığı faydalar kesin olarak kanıtlanamamıştır.

PRP kullanım alanları nelerdir?

Bir dizi durum ve rahatsızlığın tedavisinde PRP enjeksiyonları kullanılır. PRP’nin en sık tercih edildiği alanlar arasında şunlar sayılabilir;

Saç dökülmesi: Saç büyümesini teşvik etmek ve saç dökülmesini önlemek için kafa derisine PRP enjeksiyonları yapılabilir. Yapılan araştırmalara göre, PRP enjeksiyonlarının, erkek tipi kellik olarak da bilinen androjenik alopesi tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle erkeklerde görülen genetik kökenli saç dökülmelerinde yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilir. PRP, saç mezoterapisi ile kombine edilerek de uygulanabilir.

Tendon yaralanmaları: Kasları kemiğe bağlayan sert, kalın doku bantlarına tendon denir. Genellikle tendonların yaralanma sonrası iyileşmeleri yavaştır. Tenisçi dirseği, ayak bileğinde aşil tendiniti veya dizdeki patellar tendonda ağrı ya da iltihap gibi kronik tendon problemlerini tedavi etmek için PRP enjeksiyonları kullanılabilir.

Ameliyat sonrası onarım: Bazen ameliyattan sonra omuzdaki rotator manşet tendonu gibi yırtık bir tendonu veya ligamentleri onarmak için PRP enjeksiyonları kullanılır.

Osteoartrit (Kireçlenme): PRP osteoartriti olan hastaların diz, kalça gibi eklemlerine enjekte edilir. Yapılan az sayıda çalışmaya göre PRP enjeksiyonlarının osteoartrit tedavisinde hyaluronik asit enjeksiyonlarından daha etkili olduğu saptanmıştır.

Cilt Gençleştirme: Yaşın ilerlemesi ve çevresel faktörlerin etkisiyle ciltte ortaya çıkan yaşlanma belirtileri için PRP enjeksiyonları kullanılabilir. Uygulama ile cilt elastikiyetinde artma, kırışıklıklarda azalma gibi olumlu etkiler gözlemlenebilir. Ciltteki yara izlerinden kurtulmak için de PRP tercih edilebilir.

PRP, çok yeni bir tedavi yöntemi olduğundan etkinliği henüz tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır.

PRP’nin olası yan etkileri nelerdir?

PRP, cilde uygulanan enjeksiyon nedeniyle potansiyel yan etkilere sahiptir. PRP, doğrudan vücuttan alınan maddeleri içerdiği için, alerjik reaksion kortizon veya hyaluronik asit gibi diğer ilaçların enjekte edilmesiyle oluşan alerjik reaksiyon riskine göre daha azdır. Ancak, aşağıdakiler dahil enjeksiyonun kendisinden kaynaklanan çeşitli riskler vardır:

Enfeksiyon

Sinir yaralanmaları

Enjeksiyon bölgesinde ağrı

Kanama

Doku hasarı

Hastaların çoğunluğu işlemden hemen sonra günlük aktivitelere dönebilir.

PRP enjeksiyonları için iyileşme süresi ne kadardır?

Yaralanmanın ardından ilgili bölgeye PRP enjeksiyonu yapıldığında doktor tarafından etkilenen bölgenin dinlendirilmesi önerilebilir. Bununla birlikte, istirahat önerisi daha ziyade yaralanmanın derecesi ile ilgilidir. Çoğu insan yaralanmadan bağımsız olarak PRP enjeksiyonlarını takiben hemen günlük aktivitelerine devam edebilir.

PRP enjeksiyonları yapıldıktan sonra hemen bir fark gözlenmez, çünkü öncelikle büyüme faktörlerinin aktive olarak devreye girmesi gerekir. Bu nedenle, uygulamadan sonraki birkaç hafta veya ay içerisinde yaralanan bölgenin daha hızlı iyileştiği veya kafa derisinde beklenenden daha fazla saç çıktığı fark edilebilir.

PRP tedavisi kaç seansta tamamlanır?

Artrit veya kronik tendinit tedavisi için çoğu hastada 2-3 seanslık PRP tedavisine ihtiyaç duyulur. Akut kas yaralanmalarında sıklıkla 1-2 seans yeterli olur. Yaş ihtiyaç duyulan seans miktarını belirleyen önemli bir faktördür. Çünkü yaşlandıkça vücuttaki kök hücre sayısı azalacağı için tedavi için daha fazla seansa ihtiyaç duyulabilir.

PRP seansları genellikle 2 hafta aralıklarla uygulanır. Kişinin ihtiyacına ve hastalığına göre ortalama 3-8 seans olacak şekilde planlanır. Saç dökülmesi ve cilt gençleştirme için mezoterapi ile kombine edilebilir. Seanslar tamamlandıktan sonra yılda 1-2 kez olmak üzere enjeksiyonlara devam edilebilir.



PRP- KENDİ KANINIZDAN GELEN ŞİFA

PRP ya da trombosit bakımından zengin plazma tedavisi, kişinin kendisinden alınan kanın çeşitli işlemlerden geçirilerek vücutta tedavisi planlanan dokulara enjeksiyonu şeklinde uygulanan tedavi yöntemidir. Saç dökülmesi ve cilt gençleştirme gibi estetik sorunlara yönelik yapılabileceği gibi yaralı tendonların, bağların, kasların ve eklemlerin iyileşmesini hızlandırmak için de kullanır.

PRP nedir?

PRP, İngilizcede ‘Platelet Rich Plasma’ ifadesindeki kelimelerin baş harflerinden oluşan ve kişinin kendi kanından elde edilen maddenin enjeksiyonu ile yapılan tedavi şeklidir. Enjekte edilen madde platelet bakımından zenginleştirilmiş plazmadır. Plazma, kanın pıhtılaşmasına yardımcı olan ve platelet adı verilen özel hücreler veya başka faktör ve proteinler içeren bir kan bileşenidir. Plazma ayrıca hücre büyümesini destekleyen çeşitli proteinler de içerir. Araştırmacılar, plazmayı kandan izole ederek ve konsantre ederek platelet hücreleri bakımından daha zengin bir plazma olan PRP adlı kan bileşenini elde etmiştir.

PRP’nin zarar görmüş dokulara enjekte edilmesi vücutta yeni, sağlıklı hücrelerin büyümesini teşvik eder. PRP’nin hasarlı dokudaki iyileşmeyi desteklediği de düşünülür. Doku büyüme faktörleri, hazırlanan konsantre enjeksiyon maddesinde daha yoğun olduğu için, vücut dokularındaki iyileşme hızlanır.

PRP tedavisi nasıl yapılır?

Tamamlanması yaklaşık 30-40 dakika süren PRP terapisi, hastanın kanının bir tüpte toplanmasıyla başlar. Trombosit bakımından zengin plazma, tam kanın diğer bileşenlerinden santrifüj yöntemi ile ayrılarak kullanılır. Çünkü trombositler, yaralı dokuları onarmak için gerekli olan büyüme faktörleri için doğal bir rezervuar görevi görür. Trombositlerin salgıladığı büyüme faktörleri, kolajen üretimini ve tendon kök hücrelerinde gen ve protein ekspresyonunu artırarak doku iyileşmesini uyarır. Bu büyüme faktörleri ayrıca kan akımını hızlandırır ve kıkırdakların daha sert ve esnek hale gelmesini sağlar.

PRP enjeksiyonları farklı şekillerde yapılabilir. Örneğin saç dökülmesi için kafa derisine enjeksiyon yapılmadan önce gerekli görülürse lokal bir uyuşturucu solüsyonu olan lidokain uygulanır. Bunun için tedavi seansına biraz erken gelinmesi gerekebilir. Genellikle enjeksiyona bağlı ağrıyı azaltmak için PRP ile bir lokal anestezik ilaç karıştırılır. Bazen cerrahi işlemle birlikte PRP enjeksiyonu yapılabilir.

PRP nasıl uygulanır?

PRP enjeksiyonları bu alanda eğitim almış uzman doktorlar tarafından uygulanır. İşlem birbirini takip eden çeşitli basamaklarda gerçekleştirilir. PRP uygulaması sırasında izlenen yol şu şekildedir;

Öncelikle enjekte edilecek PRP’yi hazırlamak için sağlık uzmanı tarafından hastadan bir miktar kan alınır. Alınan kan miktarı PRP’nin nereye enjekte edileceğine bağlıdır. Örneğin, saç dökülmesine yönelik kafa derisine yapılacak enjeksiyon için alınan kan miktarı yaklaşık olarak 20 mililitredir.

Steril şartlarda tüp içine alınan kan örneği bir santrifüj cihazına yerleştirilir. Santrifüj cihazı, çok hızlı bir şekilde dönen ve kan bileşenlerinin ayrışmasını sağlayan bir makinedir. Ayırma işlemi yaklaşık 15 dakika sürer. Bu işlem trombositleri diğer kan bileşenlerinden ayırır.

Daha sonra bileşenlerine ayrılmış plazma etkilenen bölgeye enjeksiyon için hazır hale getirilir. İşlemle konsantre trombosit içeren plazma elde edilir.

Tendon gibi enjeksiyon yapılması planlanan alanları belirlemek için ultrason gibi görüntüleme yöntemleri kullanılır.

Enjeksiyon alanı belirlendikten sonra hazırlanan PRP etkilenen bölgeye enjekte edilir.

Enjeksiyon, normal kandan 5 ila 10 kat daha fazla miktarda trombosit konsantrasyonu içerdiğinden PRP’nin iyileşmeye hızlandırıcı yönde etki ettiği düşünülür. Kanın alınmasından işlemin tamamlanmasına kadar geçen süre genellikle yarım saat gibi bir zaman dilimi kapsar.

PRP neden uygulanır?

PRP iyileşmeyi hızlandırmak ve iltihaplanmayı azaltmak için kullanılır. Saç büyümesini teşvik etme, cilt gençleştirme, yumuşak doku iyileşmesini hızlandırma gibi çeşitli nedenlerden dolayı trombosit bakımından zengin plazma terapisi veya PRP enjeksiyonları kullanılabilir. Trombosit aktivasyonu, vücudun doğal iyileşme sürecinde önemli bir rol oynar ve PRP ile bol miktarda trombosit hedef bölgeye enjekte edilir.

Kişinin kendi kanından elde edilen maddeyle uygulandığından ciddi yan etkilere neden olmaması PRP’nin uygulanabilirliğini artırır. Bununla birlikte yapılan bilimsel araştırmalara göre, henüz yeni bir tedavi yöntemi olması nedeniyle, PRP’nin sağladığı faydalar kesin olarak kanıtlanamamıştır.

PRP kullanım alanları nelerdir?

Bir dizi durum ve rahatsızlığın tedavisinde PRP enjeksiyonları kullanılır. PRP’nin en sık tercih edildiği alanlar arasında şunlar sayılabilir;

Saç dökülmesi: Saç büyümesini teşvik etmek ve saç dökülmesini önlemek için kafa derisine PRP enjeksiyonları yapılabilir. Yapılan araştırmalara göre, PRP enjeksiyonlarının, erkek tipi kellik olarak da bilinen androjenik alopesi tedavisinde etkili olduğu gösterilmiştir. Özellikle erkeklerde görülen genetik kökenli saç dökülmelerinde yüz güldürücü sonuçlar elde edilebilir. PRP, saç mezoterapisi ile kombine edilerek de uygulanabilir.

Tendon yaralanmaları: Kasları kemiğe bağlayan sert, kalın doku bantlarına tendon denir. Genellikle tendonların yaralanma sonrası iyileşmeleri yavaştır. Tenisçi dirseği, ayak bileğinde aşil tendiniti veya dizdeki patellar tendonda ağrı ya da iltihap gibi kronik tendon problemlerini tedavi etmek için PRP enjeksiyonları kullanılabilir.

Ameliyat sonrası onarım: Bazen ameliyattan sonra omuzdaki rotator manşet tendonu gibi yırtık bir tendonu veya ligamentleri onarmak için PRP enjeksiyonları kullanılır.

Osteoartrit (Kireçlenme): PRP osteoartriti olan hastaların diz, kalça gibi eklemlerine enjekte edilir. Yapılan az sayıda çalışmaya göre PRP enjeksiyonlarının osteoartrit tedavisinde hyaluronik asit enjeksiyonlarından daha etkili olduğu saptanmıştır.

Cilt Gençleştirme: Yaşın ilerlemesi ve çevresel faktörlerin etkisiyle ciltte ortaya çıkan yaşlanma belirtileri için PRP enjeksiyonları kullanılabilir. Uygulama ile cilt elastikiyetinde artma, kırışıklıklarda azalma gibi olumlu etkiler gözlemlenebilir. Ciltteki yara izlerinden kurtulmak için de PRP tercih edilebilir.

PRP, çok yeni bir tedavi yöntemi olduğundan etkinliği henüz tam olarak açıklığa kavuşturulamamıştır.

PRP’nin olası yan etkileri nelerdir?

PRP, cilde uygulanan enjeksiyon nedeniyle potansiyel yan etkilere sahiptir. PRP, doğrudan vücuttan alınan maddeleri içerdiği için, alerjik reaksion kortizon veya hyaluronik asit gibi diğer ilaçların enjekte edilmesiyle oluşan alerjik reaksiyon riskine göre daha azdır. Ancak, aşağıdakiler dahil enjeksiyonun kendisinden kaynaklanan çeşitli riskler vardır:

Enfeksiyon

Sinir yaralanmaları

Enjeksiyon bölgesinde ağrı

Kanama

Doku hasarı

Hastaların çoğunluğu işlemden hemen sonra günlük aktivitelere dönebilir.

PRP enjeksiyonları için iyileşme süresi ne kadardır?

Yaralanmanın ardından ilgili bölgeye PRP enjeksiyonu yapıldığında doktor tarafından etkilenen bölgenin dinlendirilmesi önerilebilir. Bununla birlikte, istirahat önerisi daha ziyade yaralanmanın derecesi ile ilgilidir. Çoğu insan yaralanmadan bağımsız olarak PRP enjeksiyonlarını takiben hemen günlük aktivitelerine devam edebilir.

PRP enjeksiyonları yapıldıktan sonra hemen bir fark gözlenmez, çünkü öncelikle büyüme faktörlerinin aktive olarak devreye girmesi gerekir. Bu nedenle, uygulamadan sonraki birkaç hafta veya ay içerisinde yaralanan bölgenin daha hızlı iyileştiği veya kafa derisinde beklenenden daha fazla saç çıktığı fark edilebilir.

PRP tedavisi kaç seansta tamamlanır?

Artrit veya kronik tendinit tedavisi için çoğu hastada 2-3 seanslık PRP tedavisine ihtiyaç duyulur. Akut kas yaralanmalarında sıklıkla 1-2 seans yeterli olur. Yaş ihtiyaç duyulan seans miktarını belirleyen önemli bir faktördür. Çünkü yaşlandıkça vücuttaki kök hücre sayısı azalacağı için tedavi için daha fazla seansa ihtiyaç duyulabilir.

PRP seansları genellikle 2 hafta aralıklarla uygulanır. Kişinin ihtiyacına ve hastalığına göre ortalama 3-8 seans olacak şekilde planlanır. Saç dökülmesi ve cilt gençleştirme için mezoterapi ile kombine edilebilir. Seanslar tamamlandıktan sonra yılda 1-2 kez olmak üzere enjeksiyonlara devam edilebilir.

BEL FITIĞI, PROLOTERAPİ

PROLOTERAPİ ÖNCESİNDE ve SONRASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Özellikle ilk 3 gün, Asla ağrı kesicilerden (apranax, majezik, voltaren, etol, melox vs. gibi) almayınız.

Antienflamatuar etkisi olan bu ağrı kesiciler PROLOTERAPİ nin etkisini ortadan kaldırır. Çok ağrınız olursa size reçete edeceğimiz antienflamatuar etkisi olmayan parasetamol grubu ağrı kesiciler (Parol, minoset vs) ya da tramadol (contramal) alabilirsiniz.

PROLOTERAPİ uygulandıktan sonra tedavi uygulanan bölgeye ilk 3 gün 3 saatte bir 20 dakika sıcak uygulama yapınız. Bu uygulama PROLOTERAPİ den göreceğiniz faydayı artırır (bunu eczanelerden alacağınız sıcak su torbalarıyla yapabilirsiniz. Şeker hastaları ya da duyuları azalan yaşlı hastalar sıcak uygulama sırasında hissetmediklerinden ciltlerinde yanık oluşabilir, buna dikkat ediniz).

Kan Sulandırıcı ilaç kullanıyorsanız, Kalp Doktorunuza danışarak ilacınızı 5 gün süreyle keserek Proloterapi Enjeksiyonu yaptırabilirsiniz.

TEDAVİNİN ETKİSİNİ ARTIRAN DURUMLAR

Size öğretilen egzersizleri mutlaka düzenli yapınız (özellikle germe egzersizleri). Egzersiz yaparken sizde ağrı ve yorgunluk oluşturduğu sınıra kadar yapınız.

PROLOTERAPİ sırasında size reçete edeceğimiz gıda takviyelerini almanız tedavinize olumlu katkı sağlar. Bunlar; Glukozamin kompleksi, Tip 2 Kollajen, C vitamini, Omega 3’ tür Günde 2,5-3 litre su için.

Basit karbonhidratları hayatınızdan çıkarın ya da azaltın. (şeker, undan yapılan mamüller ekmek, poğaça, simit, kek, börek, tatlılar vs gibi). Özellikle akşam 18.00’den sonra karbonhidrat yemeyiniz.

Mineral, vitamin ve proteinden zengin beslenin. Bol sebze yiyin, sebzeleri özellikle çiğ olarak tüketmeye gayret edin ( domates, biber, maydanoz, dereotu, nane, tere, turp, soğan, sarımsak vs). Her gün bol ev yoğurdu tüketin.

PROLOTERAPİ den sonra ilk 3 gün ağrınız artabilir. Bu vücudunuzun tedaviye yanıt verdiğini gösterir, iyiye işarettir. Bu ağrılar azalarak 10 güne kadar uzayabilir. Unutmayınız ki PROLOTERAPİ direk ağrı kesici bir yöntem değildir, ağrılı bölgedeki hasarı tedavi ederek ağrıların doğal ve kalıcı olarak azalmasını ya da tamamen ortadan kalkmasını sağlayan bir tedavi yöntemidir.

HACAMAT ÖNCESİ ve SONRASI

Hacamat Geleneksel Yöntemlerle bu esaslara uygun şekilde ve doğru zamanlarda yapılmalıdır, günümüzde Zamanlamaya çoğunlukla uyulsa da pek çok uygulamanın Geleneksel Yöntemlerden farklı uygulandığını görüyoruz. Dikkat edilmesi Gereken Başlıca Husular şöyledir.

Hacamattan Önce

Hacamat aç karnına yapılır; Takribi 3 saat öncesi yeme içme bırakılır.

Asgari 24 saat öncesinden hayvansal gıda alınmaması tavsiye edilir. Özellikle protein olan gıdalardan uzak durulması tavsiye edilmektedir.

Hekimlerin açıklamalarına göre hayvansal gıdalar protein ihtiva eder, kanı koyulaştırır. Hayvansal perhize dikkat edilerek yapılan hacamat daha faydalıdır.

Hayvansal gıdaları alan kimseler için bir yemek kaşığı zeytinyağı, sirke- zeytinyağı ya da limon – zeytinyağı karışımı içilmesi hayvansal gıdanın etkisini düşüreceği söylenmiştir.

Yine hekimlerin tavsiyesi 24 saat öncesinden cima(Cinsel İlişki) yapılmaması yönündedir.

Hacamatdan Sonra

Asgari iki saat kadar bir şey yenilmemesi tavsiye edilmektedir. Hacamatdan sonra iştah biraz açılabilir. Mümkün olduğunca günü hafif gıdalarla geçirmek bitkisel gıdalar yemek hacamatın faydasını artırır.

Aynı zamanda asgari 24 ila 48 saat arası cima yapılmaması hacamatın faydasını artıracağı söylenmektedir.

En az 12 saat olmak üzere optimum 24 saat sonra duş alınabilir. Lakin duştan hemen sonra yara izlerinin olduğu bölgeye zeytinyağı veya kantoron yağı sürmek iz kalmaması yaraların çabuk iyileşmesi bakımından çok fayda sağlar.

Hacamat dan sonra sirkeli su veya bal şerbeti içmek çok faydalı olacağı söylenmiştir. Çünkü bu gıdalar damar açıcı özelliğe sahiptirler.

Hayvansal gıdaların hemen hepsinde protein olup kan dolaşımını yavaşlatır. 24 ila 72 saaat arası değişen hayvansal gıda perhizi tavsiye edilir.

GLUTATYON GEREKSİNİMİ !

Glutatyon, bedenimizin temizleyen en iyi arındırıcıdır. Detoksu sağlayan maddedir. Bağışıklık süreçlerinin 1 numaralı sorumlularındandır. Peki glutatyon vücuda nasıl alınır?

Söz konusu sağlık olunca yeterli glutatyon rezervine sahip olmak vazgeçilmez bir zorunluluk. Sağlıklı bir yetişkinin bedeninde sadece 10 gram kadar glutatyon var. Gıdalarla kazanabileceğimiz glutatyon miktarı ise günde en çok 100-150 mg civarında.
Gıdalardaki glutatyondan ziyade bedenimiz glutatyonun hammaddesi olan sistein, glisin ve glutamatı kullanarak kendi glutatyonunu kendi üretiyor.
Vücutta Doğal üretilen glutatyon miktarı, bedenimizde aşırı bir toksik madde alımı yoksa, ağır metal yüklenmesi ve/veya serbest radikal saldırısı yoksa dengeli ve düzgün beslenerek ve yaşayarak sağlanabilmektedir ve bu yeterlidir.
Ne var ki bedenin toplam glutatyon rezervi yüksekse detoks işlevleri, bağışıklık sistemi güçlüdür. Bu nedenle de glutatyon üretimini teşvik eden çinko, selenyum, C vitamini, alfa lipoik asit, E vitamini, silimarin, zerdeçal gibi “antioksidan” güçleri daha çok kazandırmak, özellikle sistein zengini besinlerle (lahana, soğan, sarımsak) yüklenmek gerekiyor.

Önemli noktalar

Glutatyon çok önemli bir doğal hazine. Antioksidanların Şahıdır, bedenin, özellikle de karaciğerimizin temizlik işlerinin yöneticisi hücrelerin golgi cisimciğidir.
◊ Vücut sağlıklı şartlarda kendi glutatyonunu kendi üretebiliyor.
◊ Toksik birikim ve serbest radikal yükü arttıkça aktif glutatyon gücümüz azalıyor.
◊ Yaş ilerledikçe bedenin kendi glutatyon üretiminde de düşme başlıyor.
◊ Alkol ve sigara glutatyon ihtiyacını artıran buna karşılık onun üretimini azaltan iki zararlı alışkanlık.
◊ Sabah en düşük glutatyon seviyeleri zamanı.
◊ Yemeklerden sonra üretimi artıyor.
◊ Taze sebze ve meyveler glutatyon üretimini teşvik ediyor.
◊ Selenyum, C vitamini ve alfa lipoik asit takviyeleri glutatyon üretimini teşvik ediyor.

Glutatyon üretimini uyaran ilk 10 besin

Bedeninizin daha çok glutatyon üretmesini istiyorsanız sofralarınıza aşağıdaki besinleri daha sık ve bol ekleyin…
◊ Lahana
◊ Sarımsak/soğan
◊ Maydanoz
◊ Ispanak
◊ Pancar
◊ Zerdeçal
◊ Tarçın
◊ Kakule
◊ Kimyon
◊ Karnabahar

Glutatyon zengini ilk 10 besin

Glutatyon içeriği en yüksek 10 besini listelemeye çalıştım. Umarım işinize yarar.
◊ Kuşkonmaz
◊ Avokado
◊ Ispanak
◊ Bamya
◊ Karnabahar
◊ Domates
◊ Havuç
◊ Kavun
◊ Greyfurt
◊ Kabak

Takviyeler

Destek olarak kullanılan glutatyon takviyelerinin damar yolu ya da kas içine uygulamaları işe yarıyor. Ağız yoluyla alınan glutatyonun yüzde 99’a yakını parçalanmış olur. Midemizdeki asit Glutatyonu parçalar. Bu nedenle takviyesi gerektiğinde Damardan Uygulama öneriyoruz, Öncelikle Kanserden ve otoimmün hastalıklardan çok iyi bir koruyucu olduğu unutulmamalıdır.

MAKALALER-HASTALIKLARIMIZ

HASTALIKLARIMIZ

Topuk dikeninde yüz güldüren yeni nesil tedaviler

Uzm. Dr. Pınar KOÇYIĞIT  İletişim & Randevu: 0(505)8334340

Topuk Dikeni’ne Neden Olan Faktörler;

Uzun süre ayakta durmak
Ani ve hızlı olarak birden koşup-zıplamak(tekrarlayan bir şekilde)
Topuklu ayakkabı uzun süre kullanmak
Yanlış ayakkabı kullanımı(çok dar ve ayak parmaklarını sıkan ayakkabılar)
Fazla kilolu ve obez olmak
Düz tabanlık ve ayak kavsinin çok yüksek olması
Çok uzun yürüyüşler yapmak
Aşil tendonunda gerginlik oluşması
Yaşa bağlı olarak ayak tabanındaki fibröz bandın esnekliğini kaybetmesi gibi nedenleri sıralayabiliriz.

Çok şiddetli olmayan ağrılarda ağrı kesiciler, fizik tedavi,egzersiz ve germe hareketleri faydalı olmaktadır. Ancak bu tedaviler daha şiddetli olan ağrılarda çok etkili olmamaktadırlar. Topuk bölgesine yapılan steroid enjeksiyonu ise, kısa süreli olarak ağrıyı giderse de zamanla ağrı tekrar oluşmakta ve STEROİDE bağlı olarak plantar fasia bağlarında zayıflık oluşacağı için durum bir süre sonra daha da KÖTÜLEŞMEKTEDİR.

Peki topuk dikeni tedavisinde tam anlamıyla çözüm olacak bir tedavi yöntemi mevcut mudur?

TOPUK DİKENİNDE TAMAMLAYICI TEDAVİLER;
PROLOTERAPI;
Topuk dikeni tedavisinde öncelikli olarak Proloterapi yöntemini uygulamaktayız. Topuk dikeni rahatsızlığının ana nedeni plantar fasyada oluşan gerginlik ve hasar olduğu için plantar fasyanın tamir edilmesi ve eski durumuna getirilmesi kalıcı bir sonuç verecektir. Proloterapi ile plantar fasyanın yapışma yerleri olan topuk bölgesine,ayak parmaklarının bulunduğu bölgeye ve plantar fasyanın gövdesine uygulanan PRP-CGF veya dextroz enjeksiyonlarıyla oluşan kontrollü inflamasyon(enjektör yardımıyla) sonucunda bu bölgede kanlanma artmakta, fibroblast ve makrofaj gibi kollajen sentezleyen hücreler bu bölgeye sevk edilerek buradaki hasarlanmış bağların tamiri mümkün olmaktadır. Plantar fasya eski gücüne ve esnekliğine kavuştuğunda ise ağrı da kendiliğinden kaybolmaktadır. Yani proloterapi ile sadece ağrıyı değil ağrıya neden olan durumu tedavi ettiğimiz için kalıcı bir tedavi de sağlamış oluyoruz.

DİĞER TEDAVİLERLE DESTEK
Yine Topuk Dikeni ağrısında çeşitli uçucu yağların ağrı kesici özelliğinden yararlandığımız Aromaterapi yöntemi de yardımcı olmaktadır. Bir başka tedavi yöntemimiz ise Homeopati (benzeri benzerle tedavi etme sanatı olarak adlandırılır) … Tek başına da tedavide etkili olan Homeopati de ayrıntılı olarak hasta sorgulanarak kişiye özel tedavi oluşturulur. Tedavilere yardımcı olarak sorunun ana nedenlerinden biri olan Postür bozukluğunu düzeltmek amacıyla ,Dr Marignan ın keşfi Neurostab çipli tabanlığı da uyguladığımız tedavi yöntemlerindendir.

www.drpinarkocyigit.com

Dr. Pınar KOÇYİĞİT

NÖRALTERAPİ ve AĞRI

İnsan bedeni, parçaları, organları ve gözleri biçim ve işlev bakımından bütünün hizmetinde bulunan organize bir bütündür. Bu bütünlüğü bedenimizde yer alan 500.000 km uzunluğunda olan Vejetatif sinir sistemi (otonom sinir sistemi)sağlamaktadır. Herhangi bir bölgede meydana gelen herhangi bir olumsuz uyarı, tüm sistemide etkilemektedir. Bedenin tamamı birbiriyle iletişim halindedir,herhangi bir organda sorun meydana geldiğinde, bu sorun vegatatif sinir sistemi aracılığı ile tüm bedeni etkiler Kalbin çalışması ,kan basıncının kontrolde tutulması,sindirim si steminin çalışması, hormonların düzenlenmesi ,vücut sıcaklığı ve terlemenin ayarlanması, cinsel işlevler ve adet görülmesi vegatatif yani otonom sinir sisteminin kontrolündedir. Bu sistemde düzensizlik olması kalp çarpıntısı, kabızlık yada ishal ,tansiyon sorunları, aşırı terleme yada aşırı sıcak hissetme gibi rahatsızlıkları oluşturmaktadır.

Nöral terapi 1920 yıllarda Huneke soyadında iki Alman Doktorun geliştirdiği almanyada ve Avrupada çok yaygın kullanılan vegetatif sinir sistemine etki ederek, vucudun iç dengesine kavuşmasını sağlayan lokal (bölgesel) bir enjeksiyon yöntemidir.Nöral terapi bir regülasyon tedavisidir.Vucudun tamir sistemininide harekete geçirerek kendi kendine iyileşmesine yardımcı olur Bedende hastalıklar ortaya çıkmadan önce bazı değişiklikler oluşur. Nöral terapi; çoğu kez modern tıbbın açıklayamadığı ve hastanın kendi psikolojisiyle ilğili olduğu söylenen rahatsızlıkların temelinde hastanın zorlanan vejetatif sinir sistemindeki düzensizliğin olduğunu ortaya çıkaran ve tedavi eden bir bilim dalıdır.

Nöralterapi ile vücüdu bütünsellikle ele alıpgeçirilen travmalr,ameliyatlar ve bozucu alan olacak tüm unsurlardikkate alınarak bir tedavi protokolu belirlenir

Uygulama sırasında yapılan enjeksiyonlar doğrudan sinirlerin içine değil sinirlerin en yoğun olduğu çilt altı bölgesine yapılır.Yan etkisi yok denecek kadar azdır. Tedavide kullanılan lokal anesteziğin enfeksiyonu ve enflamasyonu geçirdiği( antibakteryal,anti virütik ,anti fungal),anti aging (yaşlanma karşıtı) ve antikanserojen (kanser öneleyici ) bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Bedenin herhangi bir yerinde bulunabilen ,aşı skarları geçirilmiş ameliyat skarları fiziksel ve psikoljik travmalar uzak etkiler yaratan sorunlu vücut bölgeleri bozucu alan olabilir.Barsak florasındaki bozukluklar, diş tedavileri, geçirilmiş bir hastalık bunların hepsi de birer bozucu alan olabilir. Ve bedenin kendi mekanizmaları ile düzeltilemezler. Vücudu saran vegetatif sinir sistemi ağıyla uzak vücut bölgelerini ilğilendiren problemlere ve hastalıklara neden olurlar.Nöral terapinin bütünsellik yaklaşımıyla bozucu alan tedavisi başarıyla gerçekleşir ve vücut eski harmonisine kavuşur.

Nöralterapi, çoğunlukla çaresiz, ilaç tıbbında çözüm bulamamış hastaların tercih ettiği bir tedavi metodudur. Özellikle klasik tıbbın yetersiz kaldığı uzun süreli, geçmeyen ağrılar, regl düzensizliği, kabızlık, yaşlanma, alerji, hamile kalamama, hormonal düzensizlik, üst solunum yolu hastalıkları, bağırsak ile ilgili tüm şikâyetler gibi birçok alanda nöralterapi kullanılıyor. Sorunlu organlarda cilt altı dokulara enjeksiyonla anestezik madde verildiğinde otonom sinir sistemi uyarılıyor. Bu uyarıyla “vücuttaki elektriğin düzenlenmesi” sağlanıyor ve böylelikle vücudun iletişim ağındaki aksaklıklar giderilerek tedavide etkili sonuçlar elde ediliyor.

Translate »